HUKUK SİYASETİN KÖLESİ OLABİLİR Mİ, OLMALI MI, OLACAK MI?

Standart

Yazar : Dunja Mijatović, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komisyoneri

Tercüme : Hukukun Üstünlüğü Platformu (Twitter)

İlk Yayın Tarihi : 03 Eylül 2019

Orjinal Yazı: Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komisyonerliği

Dunja Mijatović, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komisyoneri

Yargıçların ve Yargının Bağımsızlığı Tehdit Altında

Yargının bağımsızlığı hukuk devletini güçlendirir. İnsan haklarına riayet edilmesi ve demokrasinin işlerliği için hayati öneme haizdir. Kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma temel bir insan hakkıdır ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi ve birçok ulusal ve uluslararası yasal metinlerde koruma altına alınmıştır.

Hepimiz, uzun bir süredir bu temel haktan, esaslı engellerle karşılaşmadan yararlanıyorduk.  Bugün birçok Avrupa Konseyi üye devletinde durum yine bu şekilde devam etmektedir.

Ancak, şu anda yürütmenin ve yasamanın yargıya etki etme ve yargı bağımsızlığını zayıflatma için attığı endişe verici girişimlerine de şahit olmaktayız.

Avrupa Konseyi (Strazburg) İnsan Hakları Komisyoneri Sayın Dunja Mijatović, Türkiye dahil Doğu Avrupa ülkelerinde giderek yayılan bir trend olan Yargı ve Yargıç Bağımsızlığına karşı siyasi otoriteler tarafından yürütülen sistemli girişimler hakkında bir yazı yayınladı. Ülkemizi de yakından ilgilendiren bu sorunun, popülist siyasi akımların dünya genelinde giderek artan etkisinin yargıyı da nasıl etkisi altına aldığını, hukuk devletinin bilinçli olarak nasıl aşındırıldığını göstermesi bakımından önemli tespitler içeriyor. Yazı aynı zamanda, hukukun üstünlüğü ve temel demokratik değerlere inanan insanların neden harekete geçmeleri gerektiğini ve bu alanda mücadele edenlerin ulus ötesi iş birliğine neden ihtiyaç duyacaklarını göstermesi bakımından da önemli. Melih R. Çalıkoğlu

Görev sürem başladığından bu yana, yargı bağımsızlığı ve hukuk devletiyle ilgili birçok konuyla ilgilenmeye devam ediyorum. Bugüne kadar ziyaret ettiğim 9 ülkenin 4’ünde bu konunun üzerinde özellikle durdum. Örneğin geçen şubat ayındaki ziyaretim sonrasında hazırladığım Macaristan raporunda, bu ülkede 2010’lu yıllarda alınan yasama kararlarının bir çoğunun yargının gücü ve etkinliği üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin gözlemlerimi ve bunlara dair endişelerin altını çizdim. Bu raporumda yargının yönetiminde kontrol ve denge mekanizmalarının kurulması gerekliliğine vurgu yaptım ve yargının siyasallaşması riskine karşı uyarıda bulundum. Benim esas tavsiyem yargının kolektif olarak kendini idare ettiği yönetim sistemlerinin güçlendirilmesi yönündeydi.

Ardından Mart ayında, Polonya’da yargıçların güvenilirliklerinin yıpratılmasını hedefleyen ve kamu tarafından finanse edilen kampanyalarla ve birtakım kamu görevlilerinin olumsuz söylemlerine şahit oldum.  Bu durumun, Polonya Anayasa Mahkemesini ve Yargı Kurulu da dahil  yargının işleyişi  ve bağımsızlığı üzerinde esaslı etkisinin olduğu sonucunu vardım. Raporda ayrıca yüzlerce mahkeme başkanı ile savcının görevden atılması, tayini ve konumlarının düşürülmesi ile disiplin süreçlerinin özellikle “açıktan konuşan” yargı mensuplarına karşı kullanılmasını ve Adalet Bakanı ile aktif politikacıların güdümünde ve kontrolünde olan Ülke savcısının güdümlü ve ortak eylemliliğinin yarattığı  sorunları eleştirdim.

Yine Şubat ayında yayımlanan Romanya raporumda, acele ile çıkarılmış yargı reformuna değindim. Bu raporda, yargı bağımsızlığının sürdürülmesinin öneminin altını çizdim ve yetkilileri, Venedik Komisyonu ve GRECO’ nun raporlarına işlerlik kazandırılması konusunda uyarılarda bulundum. Birçok endişe verici hususa ek olarak, Romanya Ülke Savcılığı Teşkilatı bünyesinde yargı içinde işlenen suçların soruşturulması ilgili yeni bir birim kurulması ve yargıçların ifade özgürlüğünün kısıtlanması konularına da dikkat çektim.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı Türkiye’ye son gerçekleştirdiğim ziyarette ele aldığım konulardan biriydi. Türkiye’de yargı bağımsızlığının, olağanüstü hal ve sonrasında ciddi şekilde erozyona uğramasından endişe duymaktaydım. İki yıllık olağanüstü hal süresince, Hakim ve savcıların görevden alınması, atanması ve ilk kez seçilmeleri konularında güvence sağlayan mekanizmaların askıya alınmasına ek olarak, özellikle HSK’ya ilişkin anayasal değişikliklerin açık bir şekilde Avrupa Konseyi standartlarıyla çelişiyor olduğunu not etmiştim.

Bazı hükümetler ve politikacılar, yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını ve etkinliğini desteklemek ve güçlendirmek yerine, yargıya müdahale etmektedirler ve hatta yargıçlara karşı tehdide başvurmaktalar.

Son olarak, İtalya İçişleri Bakanı, hükümetin sınırlandırıcı göç politikasına aykırı karar verdiğini düşündüğü üç hakime sosyal medya üzerinden sözlü olarak saldırmıştır. Bu saldırıyı takiben sosyal medya üzerinden bu hakimlere yönelik ölüm tehditlerinin yapıldığı da medyada yer alan bir konu oldu. Yine aynı bakan tarafından bir hakime başka bir konuda yapılan sözlü saldırı, süregelen ölüm tehditleri dolayısıyla söz konusu hakime yetkililer tarafından polis koruması sağlamasına sebep oldu. 

Sırbistan’da geçen Mayıs ayında, bazı ağır suçlar için şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezası verilmesine dair yasa tasarısının Meclis görüşmeleri sırasında birtakım milletvekilleri, Meclis Sözcüsü ve Adalet Bakanı, bu yasa değişikliğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları ile uyuşmadığı yönünde uyarılarda bulunan Belgrad İstinaf Mahkemesi Hakimi Miodrag Mazic’i, eleştirmişlerdir. Bu hakim, yargı alanında kamuyu ilgilendiren bir konuda ifade özgürlüğünü kullanması nedeniyle kişisel saldırıya maruz kalmış ve kendisin mesleki yeterliliği ve çalışmalarının kalitesi kamuoyunda tartışma konusu edilmiştir.
Ben de da yasa henüz Parlementonun gündemine gelmeden önce Sırp yetkililere yazdığım bir mektupla, bu yasanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları ile uyuşmadığını belirterek, yasa teklifini eleştirmiştim.

AVRUPA KONSEYİ’NİN YARGI BAĞIMSIZLIĞINA DAİR TEMEL İLKELERİ

Bu konudaki en önemli Konsey belgesi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 2010(12) sayılı “üye ülkelerdeki yargıçların, bağımsızlığı, etkinliği ve sorumlularına dair Tavsiye belgesidir.

Bu belgede yer alan bazı ana prensipleri hatırlatmama izin veriniz:

  • Hakim-savcıların atanmaları ve terfilerine ilişkin prosedürler yargı bağımsızlığının korunması için kilit önemdedir. 
  • Avrupa Konseyi standartları, (ayrı bir yasa ile ya da Anayasa Metni içinde kurulması gereken) yargı kurullarının üyelerinin en az yarısının (yargıda çoğulculuğu sağlama adına) yargının her seviyesinde bulunan meslektaşları tarafından seçilmesini gerekli kılar.  
  • Hâkimlerin seçim ve kariyerlerine ilişkin kararlar, kanunla veya ilgili makamlarca önceden belirlenmiş olan nesnel ölçütlere dayanılarak alınmalıdır. Bu tür kararlar alınırken, hükümetlerin siyasi mülahazalarına göre değil mesleki yetkinliği ve donanımı esas alan liyakat prensibine dikkate edilmelidir.
  • Bir diğer temel prensip de hakimlerin mecburi emeklilik yaşına kadar hakimlik teminatına sahip olmalarıdır. 
  • Hatta daha da önemlisi hakimler güç sahiplerinin hoşlarına gitmeyecek karar vereceklerinde mesleklerinden ihraç edilme korkusunu yaşamamalıdırlar. 
  • Herbir hakim yargı bağımsızlığını koruma ve geliştirmeden sorumludur. 
  • Yargıç ve yargının statüsü ve daha genel ifadeyle yargı sisteminin işleyişi ile ilgili yasal düzenlemelerin hazırlanması sırasında, yargıçlara ve yargı kurumuna danışılmalıdır. 

Eğer yürütme ve yasama hakimlerin kararları konusunda yorum yapacaklarsa, bu yorumlar sırasında (kararı temyiz edecekleri gibi bir ifade dışında)  hem yargının bağımsızlığını ya da halkın güvenini zayıflatacak eleştiriden hem de hakimlerin kararlarına uyma konusundaki isteği azaltacak eylemlerden kaçınmalılar.

Hukuk Devleti ilkesini ve yargı bağımsızlığını korumak için Avrupa seviyesindeki çabalar

Son yıllarda bazı üye ülkelerde gittikçe artan bir sistematiklik içinde yargının bağımsızlığına yönelik ciddi müdahaleleri çözmek için Avrupa seviyesinde girişimler gerçekleştirilmiştir.

  • 2016 yılında AİHM, Başvurucunun Macaristan Yüksek Mahkemesi Başkanlığı ve  Milli Adalet Konseyindeki görevinden, Macaristan’ın yaptığı ve yargıyı etkileyen yargı reformuna dair yasal değişiklikleri  mesleki sorumluluğu kapsamında eleştirmesi yüzünden görev süresi dolmadan alınmasına dair Baka-Macaristan davasında bir hüküm vermiştir.  Mahkeme bu kararında, “başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşmış ve her bir hakimin yargının bağımsızlığını korumak ve geliştirmek adına sorumlulukları olduğu ve yargıçlara ve yargı kurumuna hakimlerin ve yargının statüsü ve daha genel ifadeyle yargı sisteminin işleyişi ile ilgili yasal düzenlemelerin hazırlanması sırasında danışılması” gerekliliğinin altını çizmiştir. 
  • Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, 2017 tarihli Avrupa Konseyi Üye Devletlerinde Hukuk Devleti İlkesine Karşı Yeni Tehditler isimli kararında, özellikle Bulgaristan, Moldova, Polonya, Romanya ve Türkiye’ye yoğunlaşarak yargının bağımsızlığını da içeren hukuk devleti konularına dair kararlar almıştır. Son olarak, Malta’da Hukuk devleti ve Daphne Caruana suikasti isimli 2019 tarihli kararında, Meclis Malta’da yargıçların Başbakan tarafından atanması ile ilgilenmiş ve yargı sisteminde yargı bağımsızlığını destekleyen bir reform çağrısı yapmıştır. 
  • Venedik Komisyonu birçok tavsiyesinde, Üye devlet yasama organlarının hukuk devletinin ilgili standartları ve yargı bağımsızlığı ilkelerine uyumluluğunu değerlendirmektedir. Venedik Komisyonu, sadece Macaristanla ilgili olarak 2011 den beri hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı alanında 7 görüş yayımlamıştır.  Komisyon, 2016 Bulgaristan, 2016 ve 2017 yıllarında Polonya, iki defa olmak üzere 2017 yılında Türkiye, 2018 ve 2019 yıllarında Romanya, 2018 yılında Malta, ve yine aynı yıl Sırbistan raporlarında aynı konulara odaklanmıştır. 
  • Venedik Komisyonunun görüşleri ve Hukuk Devleti Kontrol Listesi Belgesi, Avrupa Komisyonu tarafından bu belgenin altında yer verilen çeşitli üye ülkelere karşı başlatılan ihlal süreçlerinde de sıklıkla başvurulmuş ve atıf yapılmıştır. 
  • Yolsuzluğa Karşı Devletler Topluluğu da (GRECO), yargı bağımsızlığına karşı tehditlerin etkilerine yer vermektedir: 
  • Örneğin, Romanya açısından, Greco, hep birlikte yargı bağımsızlığına ciddi tehdit oluşturan, kıdemli savcıların atanması ve görevden uzaklaştırılmaları, savcıların fonksiyonel bağımsızlığı hakim savcıların kişisel sorumluluğu konularındaki yasal değişiklikler hakkında büyük endişe taşıdığını belirtmiştir.
  • GRECO Polonya ile ilgili konularda da benzer sonuçlara ulaşmış ve reformun çeşitli unsurlarının birikmiş etkisinin ülkedeki yargı bağımsızlığını esaslı bir şekilde zayıflattığını belirtmiştir. 
  • Aynı şekilde Türkiye’de de temel yapısal değişikliklerin yargı bağımsızlığını zayıflattığını ve yargının yürütme ve siyasi güçler karşısında eskisinden bile daha az bağımsız bir duruma düşmesine sebep olduğunu belirtmiştir. 
  • Avrupa Birliği kurumları da bu tip konularla ilgilenmiş ve hukuk devleti, temel haklar ve demokrasinin korunması alanında daha önce karşılaşılmayan adımlar atmıştır. 
  • 2018 yılında Avrupa Parlamentosu,  Konseyden tarihinde ilk defa Macaristan tarafından Avrupa Birliği kurucu değerlerinin ihlal edildiğine dair açık bir risk bulunduğunun tespitini talep etmiştir. Parlamento’nun ana endişelerinden biri yargı bağımsızlığı idi. 
  • Parlamento ayrıca, Kasım 2018 tarihli ülkenin hukuk devletine dair kararında Romanya’da hukuk devleti ilkesi ve yargının bağımsızlığı konularıyla da ilgilenmiştir. 
  • Avrupa Konseyi, Macaristan ve Polonya’nın yargı bağımsızlığını zayıflatan yasal düzenlemeleri sonrasında bu ülkelere karşı ihlal süreci başlatmıştır. 

Yapılması gerekenler

Bu gelişmeler Avrupa kurumlarının bu alanda ilgisiz kalmadığını göstermektedir. Ancak yukarıda bahsedilen bazı adımlar geç kalmış adımlardır. 

Bizler daha güçlü, daha kararlı olmak ve hukuk devletini ve yargı bağımsızlığını koruma adına daha çok sesimizi çıkarmalıyız. Bu ilkeleri koruyarak, bizler insan haklarını korumuş oluyoruz. Venedik Komisyonu tarafından da belirtildiği üzere hukuk devleti, insan haklarına erişim olmaksızın içi boş bir kabuktan ibaret olacaktır. 

  • Avrupa Konseyi üye devletleri, bu alandaki Avrupa standartlarına tam bir uyum sağlamalı ve yargı bağımsızlığını destek olmak zorundadır. 
  • Avrupa Konseyi standartları ölçeğinde üye devletlerindeki hukuk devletinin durumunun incelenmesi daha sistematik bir şekilde yapılmalıdır. 
  • Hakimler kendileri ve yargının işleyişi ile ilgili yasal düzenlemelerin hazırlanması süreçlerine dahil edilmeli ve danışılmalıdırlar. 
  • Hakimler hakimlik teminatına sahip olmalı ve görevden sebepsiz bir şekilde erken alınmaya ve rızaları olmaksızın tayin edilemeye karşı korunmalıdırlar. 
  • Hakimlerin kamunun menfaatine olan konularda görüşlerini açıklama özgürlükleri korunmalıdır. 
  • Avrupa vatandaşları hükümetleri hukuk devleti, demokrasi ve insan haklarını zayıflatacak eylemlerde bulundukları durumlarda hükümetlerinden hesap sormalıdırlar. 

Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı zayıfladığında insan hakları da zayıflayacaktır. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.