Adalet Anlayışının Temeli (3)

Standart

Yazan : Hikmet ANLAK

Jeolojik Adalet, Salvador Dali, 1936, Kaynak: www.salvador-dali.org

Müslümanların Güçle Olan İlişkisi

İslamcı iki grubun güç mücadelesinin bir  sonucu olarak ortaya çıkan, şimdilik karanlık yönleri, görebildiğimiz  ve anlayabildiğimiz yönlerinden daha fazla olan ve birçok insanın ölmesine ve yaralanmasına neden olan 15/7 şiddet olayları ile devamında bu çatışmanın oluşturduğu meşruiyet ve kitle desteğinden istifade edilerek yaşanan kötü olaylarla doğrudan veya dolaylı bir ilgisi olup olmadığına bakılmaksızın yüzbinlerce kişi hakkında yürütülen adli ve idari işlemler ve bunların en temel prensipler ile temel hak ve hürriyetler çiğnenerek yapılıyor olması muhafazakar mahallede derin bir sorgulama süreci başlattı. İnsanlar bir yandan kendi yurttaşlarına çekinmeden kurşun sıkabilecek vahşeti sergileyen İslamcıların, bu durumunu daha tartışmaya fırsat bulamamışken, bu vahşeti aratmayan insanlık dışı hukuki ve adli uygulamalara tanık oldular. Ortaya çıkan toplumsal yıkım öyle bir seviyeye ulaştı ki muhafazakar camiada neredeyse her evden bu uygulamalara maruz kalanlar oldu. 

Okumaya devam et

Adalet Anlayışının Temeli (2)

Standart

Yazan : Hikmet ANLAK

Çatışma, Michael Lang, Kaynak: Finearts.com

Bir önceki yazımıza “adalet” anlayışının toplumsal tarihsellik içinde nasıl ortaya çıktığını kısaca özetledikten sonra adaletin toplum tarafından nasıl algılandığını son derece güncel ve yakıcı bir örnek olan 15/7 şiddet olayları üzerinden tartışmaya başlamıştık.

Yaşananları olgular üzerinden incelediğimizde 15/7 şiddet olayları sonrasında yaşanan sürecin birbiriyle iç içe geçmiş ve bağlantılı farklı üç boyutu bulunduğunu görebiliriz.

Okumaya devam et

Adalet Anlayışının Temeli (1)

Standart

Yazan : Hikmet ANLAK

 

Adalet Tablosu, Ressam : Sonja Brzak, Kaynak: www.artmajeur.com

Doğa durumundan sonra toplum olarak yaşamaya başlayan insanoğlu, etkileşim halinde oldukları birey, toplum, tabiat ve tanrı ile olan ilişkilerini düzenleyecek ve yürütecek bir otoriteye ihtiyaç duymuşlar ve bundan da ilk devlet teşekkülü ortaya çıkmıştır.

Okumaya devam et

Tarihe Mazeret Bırakmak: İslamcılığın Ötesinde Müslüman ve Siyaset

Standart

Yazan : Fahrettin Dağlı

Üçüncü Selim’in tahta çıkış töreni, 1789, Ressam: Konstantin Kapıdağlı, Topkapı Sarayı Müzesi

Yıllardır bazı yanlışları dile getirmeye çalışıyoruz. Ne kadar isabet edip etmediğimizi tarih yorumlayacak ve hakkını teslim edecek. 

Her şeyden önce maksadım, Allah’a ve ahiret gününe iman eden birisi olarak hesap gününe bir mazeret bırakmak… Bugüne dair sual sorulduğunda verilebilecek makul bir mazeretimiz olsun. Tıpkı israiloğullarının ‘Cumartesi Yasağı’na uymayan topluluğa ‘hakkı ve adaleti’ hatırlatanlara ‘Size ne oluyor? Bırakınız kim ne yaparsa yapsın, her kesin günahı kendisine’ diyenlere karşı ifade ettikleri; “Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)…”

Okumaya devam et

Düşünce dünyanızı bir de İbnü’l Arabî penceresinden değerlendirin

Standart

Yazan : Osman Aydoğan
Orjinal Başlık : Yüzyıllar öncesinden gelen bir ses, bir mesaj, bir çığlık!
Kaynak : www.sehriyar.info
İlk Yayın Tarihi : 01 Haziran 2019


Aslında, Endülüs’ten başlayıp üç kıtayı dolanan ve Şam’da huzur bulan bir sestir, bir mesajdır, bir çığlıktır O. O ses, o mesaj, o çığlık şuydu;

‘’Bir zamanlar benim dinimden olmadığı için komşumu suçlardım.
Ama şimdi kalbim bütün biçimlere açık…
O artık ceylanlar için bir çayır,
keşişler için bir manastır,
puta tapıcı için bir mabet,
hacı için bir Kâbe,
Tevrat levhaları,
Kur’an kitabıdır.
Ben aşk dinini vazediyorum.
Ve hangi yöne yönelirse yönelsin,
bu din benim dinim,
benim imanımdır.’’

Kaynak : Geoffrey Morrison, Forbes.com
Okumaya devam et

Bir kimlik siyaseti olarak İSLAMCILIĞIN sonu!

Standart

Melih R. Çalıkoğlu, 10 Mart 2019

İnsan ve onun ürettiği her şey zaman ve mekanla bağlantılı ve bu iki çerçeveden kurtulması mümkün değil. İslamcılık da kendi zaman ve mekanına bağlı olar, Batı’nın medeniyet kuran çok kapsamlı ve tüm dünya geneline etki eden ve bütün toplumları dönüşüme zorlayan sosyal, kültürel, ekonomik ve felsefi hegomonik kudretine bir tepkiden başka bir şey değildi. Yani İslamcılık bu hegomonik yapıyla kurulan etkileşimli ilişkiye karşı üretilen  iki farklı tepkisel davranış olan “uyum sağla” (Batılılaş) ve “diren” (Doğulu kal) davranışlarından ikincisi yani bir “diren” davranışıdır ve özü itibariyle bir REAKSİYON’dan ibarettir.

Okumaya devam et