30 Ağustos’a Not

Standart

Uğur K.Yiğit, Dr.

Demem o ki: “600 yıldır devam eden bir hanedanın son üyesine” ve “onun işbirlikçiliğiyle ülkeyi işgale yeltenmiş” koca koca devletlerin hepsine birden başkaldırıyorsan, silah arkadaşın olmaz. Karar çok hayati ve tarihin akışıyla ilgili olduğunda, diğer insanlar, dostların, senin için hayatını verebilecek her yakının, aslında senin kararını bekleyen edilgen birer ögeye dönüşürler. Etrafın ne kadar kalabalık olursa olsun, tam karar anında, bir anlığına yapayalnız kalırsın.

Okumaya devam et

Suriyeliler Artık Türkiyeli mi Oldu?

Standart

Not : Yazı ilk defa meridyenhaber.com’da 27/07/2021 tarihinde yayınlanmıştır.

Resmi istatistiklere göre şu anda ülkemizde geçici koruma statüsünde 3 milyon 684 bin Suriyeli sığınmacı var. Bu sığınmacılar arasında yaşları 0 ile 9 yaş arasında olan 1 milyon 66 bin çocuk da bulunuyor (1). Bu çocukların çok büyük bir bölümünün Türkiye topraklarında doğduğu ve kendi anavatanlarını hiç görmemiş olduklarını tahmin edebiliriz. Suriyelilerin yanı sıra 173 bin Iraklı, 116 bin Afganistanlı ve 27 bin İranlı da ülkemize sığınmış durumda (2). Varlıklarını hepimizin gördüğü ve bildiği Afrikalı göçmenlerin sayısını ise hiçbir yerde bulamadım.

Okumaya devam et

Cehalet Mutluluk mudur?

Standart

Eflatun’un (Plato) M.Ö. 380 yılında (2.400 yıl önce) yazdığı “Devlet” isimli eserinden kısa bir alıntı. Okuyunca ilk akla gelen teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin  insan denen varlığın, arzularının, güdülerinin, beklentilerinin ve çaresizliklerinin aynı kaldığı oluyor. Aynı sebeple ve aynı duygularla 24. yüzyıllık mesajların bugün aynen de geçerli olduğunu düşünebilirseniz. Ve böyle düşünmekle de yanılmazsınız. Düşünmek ise içinden kaçamayacağımız kendi hücremize dönüşüverir. Belki gerçekten de cehalet mutluluktur.

Okumaya devam et

Bu Rejim Bizi Ay’a Götüremez

Standart


Melih R. Çalıkoğlu, 2014

Uzay Programına Neden Sevinemedim?

Açık ve net konuşayım. Daha küçük bir çocukken, henüz Uzay Mekiği bile ilk uçuşunu yapmamışken, Skylab uzay istasyonu yeryüzüne düşürülürken yani 1970’lerin sonlarından beri uzay ve uzayın keşfi konusuna meraklıyım. Çok yakından takip ederim. Her ne kadar pozitif bilimlerde eğitim almamış olsam da, bir mühendis veya benzeri yetkinliğim bulunmasa da, bir sosyal bilimci olarak bu konunun politikle ve kültürle ilgisini araştırabilecek yeterlikte olduğumu düşünüyorum. Bu hafta Cumhurbaşkanı’nın büyük bir şölenle duyurduğu, altının boş olduğu bir iki gün geçmeden anlaşılan, uzay programına neden sevinemediğimi, ve neden bu ekibin Türkiye’yi yeni keşifler çağına taşıyamayacağını bu bilgi birikimime dayalı olarak açıklamam gerekiyordu.

Okumaya devam et

GERÇEKLE HER YÜZLEŞTİĞİMİZDE: KAPTAN COUSTEAU ÇELİŞKİSİ

Standart

Bu dünyadan bir Kaptan Cousteau geçti. 1980’lerde çocuk olanlar, yani benim kuşağım, iyi tanırız onu. Yüzünden gülümsemeyi hiç eksik etmeyen, dalgıç kıyafetinden başka şey giymeyen bir bilim adamıydı. Televizyon teknolojisinin evlerimize getirdiği en etkileyici isimlerden biriydi, Jacques-Yves Cousteau (1910 – 1997).

Okumaya devam et

ATEŞ ZATEN ELİMİZDE; TANRILARDAN ÇALINACAK BİR ŞEY KALMAMIŞTIR!

Standart

İnsanlar anadilini imla kuralları veya anlam yapıları hakkında özel bir eğitime ihtiyaç duymadan konuşabilir. Metinlerin nasıl işlediğini bilmemiz gerekmez. Bu durum, bilgisayar yazılımlarından hiç anlamayan kişilerin bilgisayar kullanabilmesine benzer. Peki özel bir şeyler öğrenmeksizin güzel konuşabiliyorsak, edebiyatın gereği nedir?

Bu sorunun cevabı dil bilimcilerin sahasında kalıyor. Ancak benzer bir soru sanat ve estetik için de söz konusudur: Yüz milyonlarca insan için sanatsız bir yaşam mümkün ise insanoğlu için sanatın gereği nedir?

Okumaya devam et

TÜRKİYE TARİH YAZIYOR!

Standart

Türkiye bir süredir tarih yazıyor. Belki de “tarihini yazıyor” veya “tarihini yeniden yazıyor” demeliydim.

Bunu dizilerle ve bazen de filmlerle yapıyoruz. Medya ve ona bağlı finans kaynaklarının tek havuzda toplanması işimizi kolaylaştırdı. Tarihimizden bazı sayfalar dev bütçeli prodüksiyonlarla yeniden canlandırılıyor: Diriliş Ertuğrul, Payitaht:Abdülhamid, Kut’ül Amare ve benzerleri. Peki oluyor mu? Yeniden yazabiliyor muyuz tarihimizi?

Okumaya devam et

KORONADAN SONRAKİ GÜN?

Standart

Dünya küresel bir salgın yaşıyor. İlk günlere göre daha umutluyuz ama televizyonlar sayılar vermeye devam ediyor. Her biri sevgili bir anne, hep özlenecek bir baba veya görseniz kıyamayacağınız bir evlat olan rakamlar bunlar.

Korona pandemisi ülkeleri gelişmiş veya az gelişmiş diye sınıflandırmadı. Virüs karşısında zenginliğimizden ve statülerimizden sıyrıldık. Bir anlığına, daha eşit ve daha şefkatli bir dünya geçti hayalimizden. Kısa bir an, iz bırakan bir hayal.

Okumaya devam et

ÇALIŞMAK ZORUNDA OLANLAR…

Standart

Hep bizimle birlikte yaşıyorlardı. Tanış idik. Kimi zaman mahallede top oynadığımız akranlarımız, kimi zaman ellerinden öpüp aferinlerini aldığımız amcalar, kimi zaman ise sohbet ettiğimiz bir esnaf. Biz onlardan biriydik, onlar bizden biriydi. Yani öyle sanmışız. Korona pandemisi farklı olduğumuzu çok açık bir şekilde gösterdi. Hepimiz anlamış olmalıyız: Onlar “çalışmak zorunda olanlar”, biz ise “kendini karantinaya alabilen”, “kendi OHAL’ini ilan edebilen” kimseleriz.

Okumaya devam et

SÜRÜYE DAHİL OLMANIN BÜYÜSÜ…

Standart

Grup psikolojisi üzerinde yapılan en dikkatli araştırmaların kanıtlamaya ve detaylarıyla tanımlamaya çalıştığı şey, aktif bir grubun içindeki bireylerin zamanla eriyerek kendisini özel bir durumun içinde bulması sürecidir. Bu, hipnotize edilmiş bir bireyin kendisini hipnotize eden kişinin ellerinde bulması gibi büyüleyici bir durumdur… Bireyin uyanık kalmasına karşın bilinçli kişilik tamamen yok olmuş, akıl ve irade kaybolmuştur. Bütün hisler ve düşünceler hipnotize eden kişinin (yani sürünün) istediği yöne doğru yönelmiştir. (FREUD S., Grup Psikolojisi ve Ego Analizi, Alter Yayıncılık, 2013, s.10)

Okumaya devam et