Anasından Emdiği Süt Burnundan Gelen Çocuk!

Standart

Bebek katillerine bile dini karakter kazandıran fetvalar çoktan verildi. Devlet erkanı saf tuttu, Şeyhülislam cenaze namazlarını kıldırdı. “Caizdir” dediklerine bakılırsa Allah da analarından emdikleri süt burunlarından gelsin istiyor. O da hesabını sormayacaksa eğer, silin tarihten gitsin.

Uğur K.Yiğit, Dr.

Okumaya devam et

Bir Seçim Yapılacak mı?

Standart

Ülkemizi nasıl bir seçim bekliyor veya bizi gerçekten bir seçim bekliyor mu? Bu sorunun cevabını hemen vermek zor. Ama sağlıklı ve adil bir seçim yapmamızı engelleyecek pek çok etken var. Gelin bu koşulları sıralayıp yaklaşan seçim sürecinin fragmanını izleyelim.

Uğur K.Yiğit, Dr.

Okumaya devam et

Akşener’e Çağrı: Gel Tahtımı Taşıyanlar Arasına Katıl!

Standart

Uğur K.Yiğit, Dr.

Cumhurbaştanı Erdoğan İYİ Parti lideri Meral Akşener’e Altılı Masadaki konumunu yeniden değerlendirme ve milli olma çağrısı yaptı. Aslında yeni bir çağrı değil bu. Yaklaşık bir yıl önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de “evine dön” çağrısı yapmıştı Akşener için.

Okumaya devam et

MÜSLÜMANLARIN OTORİTER İSLAM’A İTİRAZI: İRAN

Standart

Uğur K.Yiğit, Dr.

Biliyorsunuz, İran huzursuz bir ülke. Toplumsal karışıklıklar yaşaması ve bunları güç kullanarak yatıştırması adeta geleneksel bir hal aldı. Uluslararası medyaya yansıyan şeyler bu ülkede olan bitenin ne kadarı, gerçek fotoğraf nedir, bilmek imkansız. Kapalı bir rejim ve kapatılmış milyonlarca kafadan oluşan bir ülke İran.

Okumaya devam et

30 Ağustos’a Not

Standart

Uğur K.Yiğit, Dr.

Demem o ki: “600 yıldır devam eden bir hanedanın son üyesine” ve “onun işbirlikçiliğiyle ülkeyi işgale yeltenmiş” koca koca devletlerin hepsine birden başkaldırıyorsan, silah arkadaşın olmaz. Karar çok hayati ve tarihin akışıyla ilgili olduğunda, diğer insanlar, dostların, senin için hayatını verebilecek her yakının, aslında senin kararını bekleyen edilgen birer ögeye dönüşürler. Etrafın ne kadar kalabalık olursa olsun, tam karar anında, bir anlığına yapayalnız kalırsın.

Okumaya devam et

GERÇEKLE HER YÜZLEŞTİĞİMİZDE: KAPTAN COUSTEAU ÇELİŞKİSİ

Standart

Bu dünyadan bir Kaptan Cousteau geçti. 1980’lerde çocuk olanlar, yani benim kuşağım, iyi tanırız onu. Yüzünden gülümsemeyi hiç eksik etmeyen, dalgıç kıyafetinden başka şey giymeyen bir bilim adamıydı. Televizyon teknolojisinin evlerimize getirdiği en etkileyici isimlerden biriydi, Jacques-Yves Cousteau (1910 – 1997).

Okumaya devam et

ATEŞ ZATEN ELİMİZDE; TANRILARDAN ÇALINACAK BİR ŞEY KALMAMIŞTIR!

Standart

İnsanlar anadilini imla kuralları veya anlam yapıları hakkında özel bir eğitime ihtiyaç duymadan konuşabilir. Metinlerin nasıl işlediğini bilmemiz gerekmez. Bu durum, bilgisayar yazılımlarından hiç anlamayan kişilerin bilgisayar kullanabilmesine benzer. Peki özel bir şeyler öğrenmeksizin güzel konuşabiliyorsak, edebiyatın gereği nedir?

Bu sorunun cevabı dil bilimcilerin sahasında kalıyor. Ancak benzer bir soru sanat ve estetik için de söz konusudur: Yüz milyonlarca insan için sanatsız bir yaşam mümkün ise insanoğlu için sanatın gereği nedir?

Okumaya devam et

ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ: BİR EMEKLİLİK HAYALİNİN ERİYEN MİRASI

Standart

Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara, borç karşılığı kurulan hayallerle kanı emilmiş topraklarda açmış bir filiz gibiydi. Bozkıra gelen bir çocuk müjdesi veya üzerine titreyeceğiniz bir tomurcuk.

Atatürk Orman Çiftliğinin hikayesi, Atatürk kendi hayatını Ankara tomurcuğuna katmak istediğinde başladı. Henüz 44 yaşındaydı ama eskiler “Harb-i Umumi’yi gören ihtiyardır” dermiş; Atatürk de o cephelerde “yaşlanmış” genç bir kurucu liderdi. Savaştan sonra birçok fabrika, kurum ve işletme için ulusa önderlik yaptı ama bu çiftliğin her kuruş masrafını hep cebinden ödedi. Kendi toprağında yalın ayak yürümek arzusu hiç rahat vermez zaten insana, kıpırdanır durur içinde…

Okumaya devam et

ANNESİZ YEDİ KARDEŞ, KUCAK KUCAĞA…

Standart

Yeni emmişlerdi annelerini. Yedi kardeş, taze anne sütünün keyifli sersemliğiyle kucak kucağa büzüldüler. Yapraklar arasından sızan güneş göz kapaklarını daha da ağırlaştırdı.

İki el silah sesi geldi; tanıyamadılar bile. Oysa annelerini öldüren namlunun sesiydi ve hayatları o an değişmişti. Bir daha anne yoktu; anne sütü de olmayacaktı. Olan biteni fark etmediler; o kadar küçüklerdi ki!

Okumaya devam et