
Düşünürler, insanı olduğu gibi değil olmasını istedikleri gibi ele alırlar. Bu yüzden söyledikleri ancak ütopyalarda, ya da onlara hiç ihtiyaç duyulmayacak şairlerin altın çağında geçerli olabilir.
– Baruch Spinoza, Hollanda, 1632 – 1677

Düşünürler, insanı olduğu gibi değil olmasını istedikleri gibi ele alırlar. Bu yüzden söyledikleri ancak ütopyalarda, ya da onlara hiç ihtiyaç duyulmayacak şairlerin altın çağında geçerli olabilir.
– Baruch Spinoza, Hollanda, 1632 – 1677

Toplumsal olanın belirsizliğine, geçişkenliğine ve değişkenliğine rağmen, ondan ayrı var olamayan insanın, “iyilik” ve “meşruluk” olarak kendine ve eylemlerine atfettiği değerlerin mutlak ve tartışılmaz olduğuna inanması yalnızca bir inançtır.
– M. R. Çalıkoğlu, Türkiye, 1972 –


Şehrin yalnızlaştırdığı insanlar ancak “Sosyal Hareketler” kanalıyla sosyal bağ kurabilir. Bu bağlar özel alanlarında “benzer yaşam biçimleri”, kamusal alanda ise “siyaset” vasıtasıyla oluşur. – Vincenzo Ruggiero, İtalya, 1950 –

Kendi “topluluğumuzun” içinde ve kendi insanlarımızla doğduğumuz andan itibaren iyi ya da kötü bir birliğin içindeyizdir. “Topluma” çıktığımızda ise yabancı bir ülkeye gitmiş gibi oluruz.
– Ferdinand Tönnies, Almanya, 1855 – 1936
“Bizans’ta devletin serveti ve yüksek kültürü, halk kitlelerinin yoksulluğu, hukuk yoksunluğu ve hürriyetsizliği bahasına sağlanmıştı.” Georg Ostrogovsky, Bizans Devleti Tarihi
İnsanlar kendi oluşturdukları sosyal kurguları sıklıkla biyolojik olgulara benzetir. Örneğin devlet denilen sosyal kurgu pek çok kişi tarafından “insan bedenine” benzetilir. Bu yaklaşıma göre devlet biz bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu hepimizin onun var olması için bir işleve sahip organlarını oluşturduğumuz bir tür canlıdır.
Okumaya devam et
Nesrin Bayraktar, 25 Mayıs 2017
Yazının tamamı için: paratic.com
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski; 30 Ekim 1821’de Moskova’da dünyaya gelmiş. Baba Mihail ile anne Mariya’nin 6 çocuğundan ikincisi olan Dostoyevski ikisi kız, 5 tane kardeşle büyümüş. Ancak Dostoyevski kardeşlerin çocukluğu, huzur içerisinde değil, baskıcı bir babanın otoritesi altında sevgiden uzak bir şekilde geçmiş. Askeri cerrahlıktan emekli olan Dostoyevski’nin babası, yoksullara hizmet eden bir hastanede çalışıyormuş. Sık sık kavga çıkartıp, küçücük şeyler karşısında büyük tepkiler veren Mihail’in eşi anne Mariya ise bir tüccarın; deyim yerindeyse “önünden ekmeği alınsa sesi çıkmayacak” kızıymış.
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 1862
Bir gün sokak kahvelerinden birinde 3 Temmuz tarihli bir gazete geçti elime. Baktım: Vichy’den (Fransa’da bir şehir) mektuplar. İmparator (III. Napolyon) Vichy’deydi o zaman; saraylılarda tabii; atlı, paytonlu gezilere çıkılıyordu. Gazetenin muhabiri tek tek anlatıyordu bunları. Şöyle başlıyordu:
Üstün yetenekli binici çoktur bizde. Bunların en ustasının, en yeteneklisinin kim olduğunu biliyorsunuz tabii. Yüce İmparatorumuz, saraylılarla birlikte at gezintisine çıkıyor her gün …

İnanç, belirli şartlarda süren var oluşuna bir anlam yüklemek ihtiyacı duyan bilincin, gerçekliğin özüne hiç ulaşamayacağı ve sürekli eksik veri ile çalışmak zorunda olduğu için çevresindeki tüm olgu ve olaylara atfettiği ve doğru kabul ettiği genellemelerdir.
– M. R. Çalıkoğlu, Türkiye, 1972 –