Siyasi kararlarımızın dosdoğru olduğundan emin miyiz?

Görsel

Toplumsal olanın belirsizliğine, geçişkenliğine ve değişkenliğine rağmen,  ondan ayrı var olamayan insanın, “iyilik” ve “meşruluk” olarak kendine ve eylemlerine atfettiği değerlerin mutlak ve tartışılmaz olduğuna inanması yalnızca bir inançtır. 
– M. R. Çalıkoğlu, Türkiye, 1972 – 

Siyaset kent insanı için toplumsallaşma aracı mıdır?

Görsel

Şehrin yalnızlaştırdığı insanlar ancak “Sosyal Hareketler” kanalıyla sosyal bağ kurabilir. Bu bağlar özel alanlarında “benzer yaşam biçimleri”, kamusal alanda ise “siyaset” vasıtasıyla oluşur. – Vincenzo Ruggiero, İtalya, 1950 – 

Devletin bir bedeni ve bir aklı var mıdır?

Standart

“Bizans’ta devletin serveti ve yüksek kültürü, halk kitlelerinin yoksulluğu, hukuk yoksunluğu ve hürriyetsizliği bahasına sağlanmıştı.” Georg Ostrogovsky, Bizans Devleti Tarihi

İnsanlar kendi oluşturdukları sosyal kurguları sıklıkla biyolojik olgulara benzetir. Örneğin devlet denilen sosyal kurgu pek çok kişi tarafından “insan bedenine” benzetilir. Bu yaklaşıma göre devlet biz bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu hepimizin onun var olması için bir işleve sahip organlarını oluşturduğumuz bir tür canlıdır.

Okumaya devam et

Fyodor Dostoyevski

Standart

siyasetkahvesi_dostoyevski_büstü.png

Nesrin Bayraktar, 25 Mayıs 2017
Yazının tamamı için: paratic.com


Fyodor Mihayloviç Dostoyevski; 30 Ekim 1821’de Moskova’da dünyaya gelmiş. Baba Mihail ile anne Mariya’nin 6 çocuğundan ikincisi olan Dostoyevski ikisi kız, 5 tane kardeşle büyümüş. Ancak Dostoyevski kardeşlerin çocukluğu, huzur içerisinde değil, baskıcı bir babanın otoritesi altında sevgiden uzak bir şekilde geçmiş. Askeri cerrahlıktan emekli olan Dostoyevski’nin babası, yoksullara hizmet eden bir hastanede çalışıyormuş. Sık sık kavga çıkartıp, küçücük şeyler karşısında büyük tepkiler veren Mihail’in eşi anne Mariya ise bir tüccarın; deyim yerindeyse “önünden ekmeği alınsa sesi çıkmayacak” kızıymış.

Okumaya devam et

İmparatorun o güzel sesi!

Standart

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 1862

Bir gün sokak kahvelerinden birinde 3 Temmuz tarihli bir gazete geçti elime. Baktım: Vichy’den (Fransa’da bir şehir) mektuplar. İmparator (III. Napolyon) Vichy’deydi o zaman; saraylılarda tabii; atlı, paytonlu gezilere çıkılıyordu. Gazetenin muhabiri tek tek anlatıyordu bunları. Şöyle başlıyordu:

Üstün yetenekli binici çoktur bizde. Bunların en ustasının, en yeteneklisinin kim olduğunu biliyorsunuz tabii. Yüce İmparatorumuz, saraylılarla birlikte at gezintisine çıkıyor her gün …

Okumaya devam et

İnançta Israr: Ya da Yanlışlığı İspatlanmış İnançlara Tutunma 

Standart
Andy Luttrell, 8 Kasım 2016
Geçen 2016 ABD seçimlerindeki pek çok şey gibi beni sosyal psikoloji alanında düşünmeye iten şeyler var. Seçimlerden sadece 11 gün önce FBI Hillary Clinton’un elektronik postalarıyla ilgili dosyalı yeniden açtıklarını belirten bir duyuru yayınladı. Anlaşılan “yeni bazı delliler vardı ve bunlar bir kamu oyu açıklaması yapmak için yeterliydi.

Okumaya devam et

Bilinç etrafına bir inanç kozası mı örer?

Galeri

siyaset_dusunuyoruz_Melih_Calikoglu_038

İnanç, belirli  şartlarda süren var oluşuna bir anlam yüklemek ihtiyacı duyan bilincin, gerçekliğin özüne hiç ulaşamayacağı ve sürekli eksik veri ile çalışmak zorunda olduğu için çevresindeki tüm olgu ve olaylara  atfettiği ve doğru kabul ettiği genellemelerdir.
– M. R. Çalıkoğlu, Türkiye, 1972 –