
Kendi “topluluğumuzun” içinde ve kendi insanlarımızla doğduğumuz andan itibaren iyi ya da kötü bir birliğin içindeyizdir. “Topluma” çıktığımızda ise yabancı bir ülkeye gitmiş gibi oluruz.
– Ferdinand Tönnies, Almanya, 1855 – 1936

Kendi “topluluğumuzun” içinde ve kendi insanlarımızla doğduğumuz andan itibaren iyi ya da kötü bir birliğin içindeyizdir. “Topluma” çıktığımızda ise yabancı bir ülkeye gitmiş gibi oluruz.
– Ferdinand Tönnies, Almanya, 1855 – 1936
“Bizans’ta devletin serveti ve yüksek kültürü, halk kitlelerinin yoksulluğu, hukuk yoksunluğu ve hürriyetsizliği bahasına sağlanmıştı.” Georg Ostrogovsky, Bizans Devleti Tarihi
İnsanlar kendi oluşturdukları sosyal kurguları sıklıkla biyolojik olgulara benzetir. Örneğin devlet denilen sosyal kurgu pek çok kişi tarafından “insan bedenine” benzetilir. Bu yaklaşıma göre devlet biz bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu hepimizin onun var olması için bir işleve sahip organlarını oluşturduğumuz bir tür canlıdır.
Okumaya devam etFyodor Mihayloviç Dostoyevski, 1862
Bir gün sokak kahvelerinden birinde 3 Temmuz tarihli bir gazete geçti elime. Baktım: Vichy’den (Fransa’da bir şehir) mektuplar. İmparator (III. Napolyon) Vichy’deydi o zaman; saraylılarda tabii; atlı, paytonlu gezilere çıkılıyordu. Gazetenin muhabiri tek tek anlatıyordu bunları. Şöyle başlıyordu:
Üstün yetenekli binici çoktur bizde. Bunların en ustasının, en yeteneklisinin kim olduğunu biliyorsunuz tabii. Yüce İmparatorumuz, saraylılarla birlikte at gezintisine çıkıyor her gün …

İnanç, belirli şartlarda süren var oluşuna bir anlam yüklemek ihtiyacı duyan bilincin, gerçekliğin özüne hiç ulaşamayacağı ve sürekli eksik veri ile çalışmak zorunda olduğu için çevresindeki tüm olgu ve olaylara atfettiği ve doğru kabul ettiği genellemelerdir.
– M. R. Çalıkoğlu, Türkiye, 1972 –



