HUKUK FELSEFESİ ANA AKIMLARINDA NORMLARIN VAROLUŞSAL KÖKENİ

Standart

Yazan : Vahap Ovacı

Hukuk Tabletlerini Teslim Ederken, Cosimo Rosselli, 1481
Sistin Şapeli, Vatikan, Kaynak: pixels.com

İnsanın yaratılış nitelikleri, neslini devam ettirme isteği ve doğal şartlar başta olmak üzere çeşitli mücadelelerde bulunmak zorunda olması, onun toplum içinde yaşamasını gerektirmektedir. Bu durum insanoğlunun yaratılışında bulunan sosyal bir varlık olması özelliğinden kaynaklanmaktadır.

İnsanın ilk yaratıldığında bir kişi olarak yaratılması ancak dünyaya iki kişi olarak gönderilmesi insanlık tarihinin ilk toplumunu oluşturmuştur. Toplum hayatının var olabilmesi ve bu varlığını istikrarlı bir biçimde sürdürebilmesi ise normların belli olduğu bir düzende söz konusu olabilmektedir. Düzenin kurulamadığı veya sağlıklı sürdürülemediği bir toplum ortamı, başta kişilerin yaşam hakkına bir tehdit oluşturur ve kaosa neden olur.

Toplum içindeki çatışma ve problemlerin önlenmesi, dinin yaşanabilirliği ve sosyal adaletin temini bu düzenin sağlanmasına bağlıdır. Düzenin sağlanması ise devlet gibi üstün bir otorite gücüyle mümkün olabilir. Toplum içindeki problemleri ve anlaşmazlıkları bireyler kendileri çözmeye kalkarsa (ihkâk-ı hak) genel olarak başarısız olacak ve bu problemler çözümlenmek yerine daha da artacaktır. 

Toplumsal düzen genelde başta hukuk normları olmak üzere din, ahlâk ve örf-âdet kurallarıyla sağlanır. Sosyal hayatı düzene koyan bu normlara toplumsal düzen kuralları denmektedir. Sosyal düzenin güvencesi olan ve çoğu zaman devlet gücüne dayanan hukuk normlarıyla, sosyal düzen daha güçlü bir zeminde tamamlanır, düzeltilir ve güçlenir. Hukuk felsefesinde, toplumsal düzeni sağlamada en etkili ve yaptırımları maddi olan hukuk normları incelenirken şu önemli problemler ortaya çıkmıştır: Hukukun tanımı, neliği, kökeni, nasıllığı, hukuk normlarına bağlılığın kaynağı, kural koyanın kural koyarken gözettiği ilkeler, amaçlar, bu kuralların değeri… 

Bilindiği gibi ilkçağ felsefesinin ilk konusu evreni anlama ve açıklama çabasıdır. Buna göre kozmosta yer alan varlık nasıl var olmuştur ve bu varlığın ilk maddesi (arkhe) nedir sorusu o dönem felsefi tartışmalarının ana konusunu oluşturmuş ve konuyla ilgili çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Kozmoloji eksenindeki bu felsefi tartışmalar Sokrates (ö. M.Ö. 399) dönemine kadar devam etmiş ve bundan sonra insanla ilgili konular felsefi tartışmaların odağı olmaya başlamıştır. Kozmoloji dönemi filozoflarının, varlığı açıklama şemaları felsefenin iki ana akımı olan “idealizm” ve “materyalizmin” temeli olmuştur. Buna göre varlık “madde” ve “ide” olmak üzere iki ana temelde açıklanmaya çalışılmış ve buna bağlı olarak akıl, deney, sezgi, mekanik varoluş ve diyalektik varoluş gibi çeşitli açıklama kaynak ve yöntemleri ortaya çıkmıştır. 

Batı dünyasında ilk çağdaki materyalist felsefenin yerini orta çağda idealizm almış, sonrasında bilim alanındaki yeni gelişmelere bağlı olarak birey, toplum ve eşya ilişkisini düzenleyen kurallar bütünü olan hukuk düzenleri bundan etkilenmiştir. Son tahlilde ortaçağda on asra yakın bir zamandır devam eden idealist felsefenin yerini materyalist felsefe almıştır. Varlığı ve insanı anlamak için yeniden sorgulayan bu yeni felsefi anlayış, hukuk normlarının kökenini, normları elde etmede kullanılacak bilgi kaynaklarını, yöntemlerini ve buna bağlı olarak ortaya çıkacak normun aksiyolojisinin belirlenmesini esaslı olarak değiştirmiştir. Özellikle 19. yüzyılda etkisini gösteren bu yeni düşünsel akım, kanunlaştırma hareketlerinin yanı sıra batıda ilk defa hukukun bağımsız bir bilim olmasının yolunu da açmıştır. Sonuç olarak günümüzde idealist felsefeyle maddeci felsefenin sentezi olan yeni bir düşünsel akım ortaya çıkmıştır. 

Hukuk felsefesinde normların ontolojik temeli hukukta kaynak, hiyerarşi ve köken konularıyla ilişkili olarak açıklanmıştır. Kaynak kavramı hukuk normlarının kökleri, hukuk normlarını koyan kişi ya da kurum ve maddi hukuk normları olmak üzere üç farklı anlamda kullanılmıştır. Bununla beraber hukukun kaynakları denince genellikle üçüncü anlamın anlaşılmakta olduğu görülmektedir. İslam hukukunda kaynak kavramının kullanımının ise daha ziyade hukukî hükme ulaşmamıza yarayan yol, usûl veya delil anlamında olduğu görülmektedir. Bir başka yaklaşımla burada kaynak terimi ile kast edilen, hukukî bir meselenin hukuka göre çözümlenebilmesi için neye müracaat edilmesi gerektiği, varılacak sonucun neye dayanılarak tespit edileceği konusudur.

Hukuk normlarının kökeninin ne olduğu konusunda, 

  1. hukukun kökeninin adalet idesine dayandığını savunan “doğal hukuk akımı”, 
  2. tanrı iradesine dayandığını savunan “teokratik hukuk akımı”
  3. sosyal olgu olduğunu savunan “sosyolojik hukuk akımı” 
  4. yönetenlerin güç ve iradesi olduğunu savunan “hukuksal pozitivizm ve normativizm akımı” 

olmak üzere dört ana akımın olduğu söylenebilir. Bu sınıflandırmanın yanı sıra akımları, hukukun kökeninin bilinçli bir iradeye dayanıp dayanmadığı ölçütüne göre sınıflandıranlar da olmuştur.

Doğal hukukçuların hukuk normlarının kökeni olduğunu savunduklar adalet, doğal hukukçulardan idealist olanlarına göre ideye dayandığı söylenirken, maddeci doğal hukukçuları ise adalet idesinin maddeye dayandığını ifade etmişlerdir. Bu yorum farkından kaynaklı olarak adalet kavramı farklı formlarda anlaşılmış, yorumlanmış ve çeşitli şemalarla açıklanmaya çalışılmıştır. Hukukun işlevlerinden en önemlisi olarak sayılan adaletin gerçekleştirilmesi ideal hukukun ulaşmaya çalıştığı bir olgudur. Adaletin bir gereksinimi olarak hukuk kurallarının uygulanması ve minimum bir etkinliğe sahip olması, benzer muameleye tabi olması ve böylece hukuk uygulamasında kararlılığın ve birliğin sağlanması zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.

Hukukun kökeninin adalet idesi olduğunu savunan doğal hukuk akımı, çeşitli ilkeler ortaya atmış ve bu ilkeleri hukukun temeli saymışlardır. Sözgelimi “herkese kendine ait olanı ver, kimseye zarar verme, onurlu yaşa, hakka saygı duy, verdiğin sözü yerine getir, kişi doğarken özgür doğar…” gibi ilkeler ortaçağ sonrası dönemden itibaren gerek hukuk normlarının konulmasının ilkesel bazda kaynağı olma konusunda gerekse konulan normların bu ilkeler ışığında adalet idesine uygunluğunun denetimi konusunda çok önemli bir işlev görmektedir. 

Pozitif (olan) hukukla ideal (olması gereken hukuk) arasındaki ayrım ilkçağlardan itibaren söz konusu olmuştur. Olan hukukun, zamanla değişen ve gelişen bir olması gereken hukuka uygun olması fikri doğal hukukçular tarafından hep işlenmiştir. Bu fikrin karşısında duran hukuki pozitivistlerin temel eleştirileri olması gereken hukukun hesaba katılmaması üzerinedir. Hukukun kökenine ilişkin yüzyılları kapsayan bu bilimsel birikim normların, adalet, temel insan hak ve özgürlükleri gibi bir kısım genel mahiyetli hukuk ilkeleri başta olmak üzere hukukun gelişmesinde çok önemli bir işlev görmüştür. Son tahlilde bütün bu felsefi katkı, somut olarak hukuka ve düzenlenen yasalara etki etmiştir. Dolayısıyla ideal hukukun olan hukuk üzerinde bir etkisinin olduğu açıktır. 

Hukukun kökeninin tanrı iradesi olduğunu söyleyen teokratik hukuk akımında tanrının iradesinin ilkelere tabi olup olmadığı, tanrı iradesinin bilinme şekli, tanrı iradesine dayanan normların iç tutarlılık ve bütünlüğünün olup olmadığı ya da olmasının gerekip gerekmeyeceği ve tanrı iradesini açıklamasa da insan aklının bu kuralları bilip bilemeyeceği konuları tartışılmıştır.

Hukukun kökeninin sosyal olgu olduğunu ifade eden sosyolojik hukuk akımı ise hukukun toplumsal alanı düzenleyen bir konu olduğu ve buradaki etken olan asıl unsurun toplum olduğunu ifade ederek hukukun kökenini toplumsal ilişkiyle temellendirmeye çalışmışlardır. Nitekim bu akım savunucularına göre sosyal olgu mülkiyet, borç ilişkisi, norma aykırılık durumundaki yaptırım, toplumsal ortak yararlar, sosyo-ekonomik ilişkiler, sosyal sözleşme, ortak tarihi etnik köken aidiyeti, göçebelik-yerleşiklik, iklim-coğrafi koşullar ve bağlı değişkenlere göre değişebilen göreceli (plüralizm) sosyal olgu gibi etkenlerdir. Görüldüğü gibi sosyolojik hukuk akımı savunucuları sosyal olguyu farklı temellere dayandırmışlardır. 

Hukukun kökenini yöneticilerin güç ve iradesiyle açıklamaya çalışan hukuk akımı savunucuları ise hukuksal pozitivistler ve normativistlerdir. Hukuksal pozitivizm akımı savunucuları ana hareket noktası olarak normları koyanın pozitif iradesini esas almakta ve bağımsız bir hukuk biliminin kurularak hukukun pozitif olmayan unsurlardan arındırılması gerektiğini söylemektedirler. Aynı şekilde bu akım savunucularına göre hukukun geçerliliği etkinliğinde olup etkinliği olmayan bir norm hukuk kuralı olamaz. Bu etkinlik ide bazında değil eylem bazında olmalıdır. Eylem bazında uygulanarak geçerlilik kazanan normlar hukuk kuralı haline gelir ve bunlar arasında mutlaka biçimsel ve mantıksal bir tutarlılığın olması gerekir. Hukuksal pozitivistlere göre aslında hukuk denilen şey yasa metnidir. 

Normativistler ise “saf hukuk teorisi” adını verdikleri teoriyi ortaya atmışlardır. Buna göre hukuk, her türlü metajüridik unsurlardan arındırılarak saf bir bilim haline getirilmeli ve kendine özgü yöntemi olmalıdır. Bu teorinin savunucuları, doğadaki varlığa nedenselliğin hâkim olduğunu ve bu alanın olan (sein) olduğunu, hukuk kurallarının ise olması gereken (sollen) olduğunu ifade ederek bu alanda nedenselliğin bulunmadığını savunmuşlardır.

Pozitif hukukta normlar hiyerarşisinin tepesinde anayasa bulunmakta ve altta bulunan her bir normun tutarlılık ölçütü hiyerarşide üstte bulunan norm olmaktadır. Buna göre altta bulunan normun üstteki normla tutarlı ve uyarlı olmayıp çelişmesi geçersizlik yaptırımını doğurmaktadır. Burada en tepedeki normun kaynağının saptanması ve tutarlılığının ölçülmesi sorunu ortaya çıkmaktadır. Normların kaynağının ontolojik temellendirilmesi, ortaya çıkan sorunlarla ilgili uygulamada varılacak çözüm yollarının belirlenmesinde çok önemli bir rol oynamanın yanı sıra yargı içtihatlarına yardımcı bir kaynak olarak yol gösterici olma özelliği taşımaktadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.