Adalet Anlayışının Temeli (1)

Standart

Yazan : Hikmet ANLAK

 

Adalet Tablosu, Ressam : Sonja Brzak, Kaynak: www.artmajeur.com

Doğa durumundan sonra toplum olarak yaşamaya başlayan insanoğlu, etkileşim halinde oldukları birey, toplum, tabiat ve tanrı ile olan ilişkilerini düzenleyecek ve yürütecek bir otoriteye ihtiyaç duymuşlar ve bundan da ilk devlet teşekkülü ortaya çıkmıştır.

Böylece bir yandan bunun bileşenleri bakımından hak-sorumluluk tartışması gelişirken öte yandan da doğa durumunda özgürce yaşamaya çalışan bireylerin oluşturduğu yeni düzende özgürlük-güvenlik tartışmaları başlamıştır. Bütün bunların dengeye oturabilmesi ve sürdürülebilmesi için hak ve sorumlulukların tanımlanması gereği ortaya çıkınca doğal olarak hakkın kaynağı nedir ve hakka sahip olabilmenin temelinin ne olduğu sorunsalı tartışılmıştır ve buna bağlı olarak haklı-haksız olguları doğmuştur. İşte birey, toplum, tanrı/tabiat ve devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallar bütününe hukuk denilmektedir.

Hiyerarşik bir yapıda bulunan hukuk kuralları, onu ortaya koyan iradenin sahip olduğu felsefi ve inanç temeline bağlı olarak bireyi, bir zümreyi, toplumu, tanrı/tabiatı veya devleti merkeze alabilmekte ve buna bağlı olarak da devletin rejimi teşekkül etmektedir. Demokrasi, oligarşi, teokrasi… bu durumun ortaya çıkan pratikleridir. Bu yazımızda akıl ve vicdanlarda teşekkül eden adalet anlayışının temeli ortaya konmaya çalışılacaktır.

Adalet kavramı Arapça bir kelimedir ve “adele” kelimesinden türetilmiştir. Adele dilimizde de kullanılmakta ve bedeni ayakta tutan ve ona hareket etme kabiliyeti sağlayan kas anlamına kullanılmaktadır. Bu anlamda adalet tesis edilen toplum düzenini ayakta tutan ve sürdürülebilirliğini sağlayan bir işlev görmektedir. Adaletin tahakkuku için tesis edilen hukuk, kurallardan oluşmakta ve normatif bir yapıda tezahür etmekte olup hukuk kurallarına dayalı olarak verilen kararların ortaya çıkardığı durum ise adalet diye nitelendirilmektedir. Bireyler sahip oldukları adalet anlayışına göre bu kararların adil veya haksız olduğunu değerlendirmektedir.

Birey ve toplumların adalet anlayışı ile ilgili inanç, duygu ve düşüncelerinin oluşum ve gelişiminde ise her şeyden önce onların varlığı nasıl algıladıkları faktörü en başta gelen etkenlerden birisidir. Varlık felsefesi (ontoloji) hakkındaki bu inanç/düşünce, birey ve toplumların bilgi kaynaklarını (epistemoloji) belirlemekte ve bu temelde ise değer felsefesi (aksiyoloji) oluşmakta ve bu felsefenin ürettiği değerlerin üzerine de hukuk kuralları inşa edilmektedir.

Hukuk kurallarının üzerine bindiği bu kökene “temel norm” adı verilmekte ve hukuk kurallarının uygulama pratiğinin tutarlılığını belirlemede ve hakkında hüküm bulunmayan konularda yeni kural vazetmede bu değerler bir ölçü/tartı görevi görmekte ve buna inanan toplumların vicdanında da şayet kararlar buna uygunsa bunun adil olduğu var sayılmaktadır.

Esasen hukuk kuralları iyinin gerçekleştirilmesini ve kötüden korunmayı amaçlar ve bütün hukuk sistemlerinde meşru kılınan şeyler onun iyi bir şey olduğu inancına, aynı şekilde gayr-ı meşru kılınan şeyler ise bir kötü olduğu inancına dayanır. Bu durumda meşruiyetin temelinin iyiye dayandığı görüşülür ve adalet anlayışının da bu temel üzerinde yükselir.

Aslında binlerce yıl içinde oluşan ama bir yandan da her farklı dönemde ve seminde sürekli tekrarlanan bu toplumsal dönüşümü biz de kendi yaşamlarımızda gözlemleme imkanına sahibiz. Örneğin 15/7 şiddet olayları esnasında sonrasında olağandışı bir hal ortaya çıktığı için ilan edilen OHAL sürecine de benzer bir gözle bakabiliriz.

Bu şiddet olayları ile hiçbir bağlantısı bulunmayan binlerce kişi için tedbir ve düzenleme KHK’sı vaz edilerek bireyler hakkında adli ve idari kararlar alındı ve bu kararların akabinde bunun adil olup olmadığı konusunda birey ve toplum bir değerlendirme yaptı ve bir kısmı bunun adil olduğunu ifade ederken, bir kısmı ise adil olmayıp aksine bunun büyük bir zulüm olduğunu söylemektedir.

KHK’ların sebebinin 15/7 şiddet olayları olduğu ve bunun bir darbe girişimi olduğu, bunun da bir toplumsal grup tarafından yapıldığı ifade edilmekte ve haklarında adli veya idari işlem yapılanların bu grupla iltisakının, irtibatının, mensubiyetinin veya üyeliğinin olduğu gerekçesiyle bu kararların alındığı söylenmekte ve buna çeşitli kriterlerin geliştirildiği ifade edilmektedir.

Fakat bu kriterler herkes için geçerli olmadığı gibi neye göre listelendiği belli olmayan bir kısım kişileri terörist yaparken aynı koşullardaki başka kişileri terörist saymamaktadır.

Toplumun kesimleri ise bu tür uygulamaların ucu kendisine dokununcaya kadar bunun adaletli olduğunu düşünmekte ancak işin ucu kendisine dokununca da yüzlerce kilometrelik yolları “adalet” uğruna yürümeyi sesini çıkarmak için göze alabilmektedir.

O halde adalet anlayışındaki bu tutarsızlığın temeli nedir? Bir sonraki yazımızda buna devam edeceğiz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.